
RODOKROZİT KOLYE
İnka’nın Gülüdür o. Ama dikenini göğsünde saklayan gül.
Toprağın en derin katmanlarında, aşk ile pişmiş bir sırdır Rodokrozit. İnka diyarında ona “kan taşı” demediler boşuna; çünkü bu taşın kızılı, bir rahibenin kalbinden damlayan eski bir yeminin rengidir.
Kadim anlatılarda, Cuzco ovalarında bir tapınak vardı. Güneş’e adanmış bu mabedin en iç hücresinde, Sumailla adında bir başrahibe yaşardı. O, ömrünü ayinle, oruçla, sessizlikle örmüş; Güneş’in gözünden başka hiçbir bakışa açılmamıştı. Fakat bir gün, dağlardan gelen bir savaşçı, kan içinde bu tapınağın kapısına dayandı. Rahibe, onu gizlice iyileştirdi. Aralarında ne kelam geçti, ne dokunuş… Ama Sumailla, o gece dua ederken kalbinin yerinden başka bir şeyle atmaya başladığını hissetti.
Ertesi gün, rahibe ortadan kayboldu. Ne cesedi bulundu ne izi. Ancak o günden sonra, o kutsal mabedin alt katmanlarında, damar damar bir taş yükselmeye başladı. Kızılın içinde bir kalp atışı gibi duran, gül renginde, yoğun bir ışıma… İnka rahipleri, bu taşın onun ruhunun kristalleşmiş hâli olduğunu söyledi: “Rodokrozit — Aşk yemininin taşa dönüşmüş hâli.”
Ezoterik öğretilerde, Rodokrozit taşı kalbin içinde saklı acıya, unutulmuş aşka ve bastırılmış sevgiye dokunur. Ama sadece sevdirmez; yüzleştirir. Bu taş avucuna geldiğinde eski hatıralar yükselir, gömülmüş çocuk sesleri geri çağrılır. Bu yüzden Rodokrozit, gerçek şifacıların taşıdır; çünkü şifa, sadece iyileşmek değil, hatırlamaktır.
Nörolojik düzlemde travmatik belleğin izlerine dokunduğu, duygusal gerilimde solunum ve kalp ritmini dengelediği gözlemlenmiştir. Ancak bu taş, fiziksel değil, ruhsal düzlemde çalışır. Kalp bölgesinde bastırılmış ne varsa — anne figürüyle bağ, terk edilme yarası, sevilmeye duyulan inançsızlık — onları yüzeye çağırır.
Rodokrozit, Inka'nın suskun rahibesidir. Duadır. Ama her dua gibi, cevap vermesi için onu işitmeye niyet gerek. Gönül, kendi gülünü yitirmişse… Rodokrozit gelir ve sorar:
“Kalbini gömdüğün yere birlikte inelim mi?”
...
Rodokrozit, kadın rahminin unuttuğunu sandığı ama toprağa gömdüğü hikâyeleri geri çağırır. Her kist, her miyom, her düzensizlik; yarım kalmış bir sevdanın, tutulamamış bir sözün, bastırılmış bir özlemin kristalleşmiş yankısıdır. Rodokrozit kalple birlikte, rahme konuşur. Zira rahim, sadece çocuk değil, hatıra da taşır. Rodokrozit geldiğinde beden de, hafıza da çözülür. Kadın, belki adını bile hatırlamadığı bir ilk aşka, yarım kalmış bir temasa, susulmuş bir arzuya döner. Ve işte tam orada — leğen kemiğinin en karanlık kıvrımında — taş, unutanla unutulanı buluşturur. O vakit ağrı diner, kan huzurla akar, rahim yeniden yuva olur. Çünkü Rodokrozit, ne güzellik ne de romantizm taşır; o, gömülü bir sevdanın ilahi fısıltısıdır: "Ben buradayım. Sen hâlâ bütünsün."
...
Şifa olsun
Sıkça birlikte alınanlar
RODOKROZİT KOLYE
İnka’nın Gülüdür o. Ama dikenini göğsünde saklayan gül.
Toprağın en derin katmanlarında, aşk ile pişmiş bir sırdır Rodokrozit. İnka diyarında ona “kan taşı” demediler boşuna; çünkü bu taşın kızılı, bir rahibenin kalbinden damlayan eski bir yeminin rengidir.
Kadim anlatılarda, Cuzco ovalarında bir tapınak vardı. Güneş’e adanmış bu mabedin en iç hücresinde, Sumailla adında bir başrahibe yaşardı. O, ömrünü ayinle, oruçla, sessizlikle örmüş; Güneş’in gözünden başka hiçbir bakışa açılmamıştı. Fakat bir gün, dağlardan gelen bir savaşçı, kan içinde bu tapınağın kapısına dayandı. Rahibe, onu gizlice iyileştirdi. Aralarında ne kelam geçti, ne dokunuş… Ama Sumailla, o gece dua ederken kalbinin yerinden başka bir şeyle atmaya başladığını hissetti.
Ertesi gün, rahibe ortadan kayboldu. Ne cesedi bulundu ne izi. Ancak o günden sonra, o kutsal mabedin alt katmanlarında, damar damar bir taş yükselmeye başladı. Kızılın içinde bir kalp atışı gibi duran, gül renginde, yoğun bir ışıma… İnka rahipleri, bu taşın onun ruhunun kristalleşmiş hâli olduğunu söyledi: “Rodokrozit — Aşk yemininin taşa dönüşmüş hâli.”
Ezoterik öğretilerde, Rodokrozit taşı kalbin içinde saklı acıya, unutulmuş aşka ve bastırılmış sevgiye dokunur. Ama sadece sevdirmez; yüzleştirir. Bu taş avucuna geldiğinde eski hatıralar yükselir, gömülmüş çocuk sesleri geri çağrılır. Bu yüzden Rodokrozit, gerçek şifacıların taşıdır; çünkü şifa, sadece iyileşmek değil, hatırlamaktır.
Nörolojik düzlemde travmatik belleğin izlerine dokunduğu, duygusal gerilimde solunum ve kalp ritmini dengelediği gözlemlenmiştir. Ancak bu taş, fiziksel değil, ruhsal düzlemde çalışır. Kalp bölgesinde bastırılmış ne varsa — anne figürüyle bağ, terk edilme yarası, sevilmeye duyulan inançsızlık — onları yüzeye çağırır.
Rodokrozit, Inka'nın suskun rahibesidir. Duadır. Ama her dua gibi, cevap vermesi için onu işitmeye niyet gerek. Gönül, kendi gülünü yitirmişse… Rodokrozit gelir ve sorar:
“Kalbini gömdüğün yere birlikte inelim mi?”
...
Rodokrozit, kadın rahminin unuttuğunu sandığı ama toprağa gömdüğü hikâyeleri geri çağırır. Her kist, her miyom, her düzensizlik; yarım kalmış bir sevdanın, tutulamamış bir sözün, bastırılmış bir özlemin kristalleşmiş yankısıdır. Rodokrozit kalple birlikte, rahme konuşur. Zira rahim, sadece çocuk değil, hatıra da taşır. Rodokrozit geldiğinde beden de, hafıza da çözülür. Kadın, belki adını bile hatırlamadığı bir ilk aşka, yarım kalmış bir temasa, susulmuş bir arzuya döner. Ve işte tam orada — leğen kemiğinin en karanlık kıvrımında — taş, unutanla unutulanı buluşturur. O vakit ağrı diner, kan huzurla akar, rahim yeniden yuva olur. Çünkü Rodokrozit, ne güzellik ne de romantizm taşır; o, gömülü bir sevdanın ilahi fısıltısıdır: "Ben buradayım. Sen hâlâ bütünsün."
...
Şifa olsun